Ana içeriğe atla

Beklentileri azaltmak değil doğru hedefe yönlendirmek

"I think everybody should get rich and famous and do everything they ever dreamed of so they can see that it's not the answer." 

Herkes zengin olsun, herkes ünlü olsun, herkes hayalini kurduğu her şeyi yapsın — ki bunun cevap olmadığını görsünler. Hollywood'da servet ve şöhretin zirvesine çıkmış biri söylüyor bunu. Ve depresyonla mücadele ettiğini saklamıyor.

"Beklentilerinizi azaltın."

Bu cümleyi muhtemelen bir yerden duymuşsunuzdur. Bir terapistten, bir kişisel gelişim kitabından, bir podcast'ten ya da iyi niyetli bir dosttan. Mantığı basit: Daha az beklerseniz daha az hayal kırıklığı yaşarsınız. Çıtayı düşürün ki eşikten geçmesi kolay olsun.

Kulağa makul geliyor. Bugün dünyada 300 milyonu aşkın insan depresyonla boğuşurken, kaygı bozuklukları ayrı bir salgın halini almışken, insanlara "fazla umma, küçük düşün, az iste" demek pratik bir çözüm gibi duruyor. Ama bir saniye durup düşünelim: Bu gerçekten bir çözüm mü yoksa tükenmişliğin kibarca söylenmiş hali mi?

İnsanın en temel yanı öğrenmek, keşfetmek, büyümek, daha iyisini aramak. Ona "arama, bekleme, umma" demek, onu insan yapan şeyi söndürmek. Viktor Frankl toplama kamplarında gözlemlemişti: Yaşamak için bir nedeni — yani bir beklentisi — kalan ayakta kalıyordu. Nedeni tükenen çöküyordu. Beklentiyi söndürmek tükenmişliğin reçetesi değil, tükenmişliğin ta kendisi.

Üstelik bu formül pratikte de çalışmıyor. Beklentisini düşüren insan bir süre rahat eder gibi olur ama sonra anlamsızlık çöker. "Ne için yaşıyorum o zaman?" sorusu gelir. Beklenti azaldıkça motivasyon düşer, motivasyon düştükçe hayat grileşir. Depresyonun tam da beslendiği zemin budur — anlamsızlık.

Modern dünyanın bize fısıldadığı denklem şu: Daha fazla imkân eşittir daha fazla mutluluk. Şu evin olsun, şu arabayı al, şu maaşa kavuş, şu ünvanı elde et — o zaman mutlu olursun.

Çocuğun önüne yepyeni bir oyuncak koyuyorsunuz. Gözleri parlıyor, heyecanla kapıyor, oynuyor. İkinci gün biraz daha az. Üçüncü gün kenara koyuyor. Bir hafta sonra odanın köşesinde toz topluyor. Ebeveynler bu sahneyi iyi bilir: "Çok istedi, aldık. Birkaç gün oynadı, bıraktı."

Bu sadece çocuklara özgü değil. Ev, maaş, telefon, kariyer.. Hepsi sahip olmadan önce büyülüyorlar, sahip olduktan sonra sıradanlaşıyorlar. Psikologlar buna "hedonik adaptasyon" diyor: İnsan kazanımlarına hızla alışır ve duygusal olarak başlangıç noktasına döner. Kur'an bu süreci asırlar önce "zuhûk" kavramıyla tarif etmişti: Sahip olduğunuz şeylerin içinizdeki değerini kaybetmesi, erimesi, buharlaşması. Dışarıda nesne aynı nesne ama içinizde artık bir karşılığı yok. Ve Allah bunu kimin yaptığını söylüyor: "Biz yapıyoruz." Bu bir ceza değil, ilahi bir yasa — sonsuzluk arzusuyla yaratılmış bir varlığa geçici şeylerin yetmeyeceğinin ispatı.

Kur'an bunu insanlığın ilk sahnesinden gösterir. Hz. Âdem cennetteydi. Koşullar mükemmeldi: Acıkmak yok, susamak yok, çıplak kalmak yok, güneşin yakıcılığı yok. Cennetin özel kıyafetleri, özel iklimi, özel ortamı var. Ama bir şey eksikti — sonsuzluk garantisi verilmemişti. Şeytan tam bu noktayı hedef aldı. Vesvese yoluyla fısıldadı: "Size sonsuzluk ağacını göstereyim mi?" Hz. Âdem'in elinde her şey vardı — cennet! Bundan daha iyi koşul düşünülebilir mi? Ama koşullar yetmedi. Çünkü kaygı vardı: "Ya biterse? Ya sona ererse?"

Koşullar mutluluk sağlasaydı cennet yetmeliydi. Yetmedi. Kaygı ileriye dönük bir histir: "Ne olacak? Ya kötü olursa?" Hüzün ise geriye dönük: "Keşke öyle olmasaydı." Bu ikisi insanın ruhunu iki yönden sıkıştıran bir kıskaç gibi. Biri geleceği zehirler, diğeri geçmişi. İkisinin arasında kalan insan şimdiki anı yaşayamaz hale gelir.

Depresyon bu kaygı ve hüznün kronikleşmiş hali gibidir. Üç temel kaynaktan beslenir: Beklentilerin boşa çıkması — çok istediğin şeyin gerçekleşmemesi. Eldekilerin kaybedilmesi — sağlığın, sevdiğin birinin, güvencenin elden çıkması. Korkulan bir zararın başa gelmesi — hastalık, kaza, yalnızlık. Bunların her biri acı verir, bu doğal. Ama asıl mesele bu acıyı nasıl bir düşünce çerçevesiyle ele aldığınız.

Hayatı rastlantısal gören kişi bir kayıp yaşadığında zihni şu döngüye girer: "Keşke o gün erken kalksaydım, keşke o arabaya binmeseydim..." Bu "keşke"ler olayların farklı tercihlerle önlenebileceği yanılsamasını yaratır. Klinik psikolojide buna ruminasyon deniyor — aynı olumsuz düşüncelerin tekrar tekrar zihinde dönmesi. Depresyonun en güçlü besleyicilerinden biri.

Hayatın bir üst irade tarafından yönetildiğine inanan kişi ise farklı bir yerde durur. O da acı çeker ama şunu bilir: "Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazmış olmayalım." Bu acıyı inkâr etmek değil, acının altında ezilmemek için bir dayanak bulmak. Ayet devam eder: "Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve size verilenlere şımarmayasınız diye." Hem kaybın hem kazancın Allah'tan olduğu bilinci duygusal salınımın şiddetini azaltıyor — tıpkı bir geminin omurgası gibi.

Bir yerden küçücük bir şey sipariş ettiğinizi düşünün. Kargoya verildi, yola çıktı, şehrinize ulaştı, dağıtıma çıktı. Bu süreçte bile heyecan duyuyorsunuz. Minik bir paket bile bu kadar heyecan verebiliyorsa, sonsuz bir cennete iman eden kişi ne yaşar? O beklenti hayat boyu onu ayakta tutan, moralli tutan, umutlu tutan bir enerji kaynağı olur.

"Herkes aynı sonucu elde edemiyor, bu adil mi?" diye sorulabilir. Yaratan ve yaşatan kudret insanları farklı farklı yaratmış — başlangıç değerlerimiz farklı çünkü sınav sorularımız farklı. Ama İslam'ın müthiş bir eşitleyicisi var: Niyet. "Ameller niyetlere göredir." On kilogram kaldırabilecek yaratılıştaysanız ve on kilogram kaldırıyorsanız tam puan. Elli kilogram kaldırabilecek biri de ancak elliyi kaldırdığında tam puan alır. Az imkânla büyük niyet eden, çok imkânla küçük niyet edenden ileride olabilir. Dışarıdan eşitsizlik gibi görünen şey, içeriden bakınca kusursuz bir adalet sistemi. Bu bilinç "neden bu kadar çalıştım da olmadı" çaresizliğini kökünden çözer.

Allah mutluluğun asıl formülünü bir ayette özetler: "Kim salih amel işlerse — erkek olsun kadın olsun — ve müminse, biz ona hoş bir hayat yaşatacağız." Bu ayette koşul sayılmamış: Zengin olsun denmemiş, sağlıklı olsun denmemiş, güzel olsun denmemiş. Tek koşul iman ve doğru yaşam. Karşılığı hayat-ı tayyibe — hoş, güzel, huzurlu bir hayat.

Öte yandan sırtını dönene dünya da yâr olmuyor. "Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir yaşam vardır." Malları çekilmiyor, mülkleri ellerinden alınmıyor ama içlerinde bir şeyler tükeniyor. Her şeye sahipler ama hiçbir şeyden tat alamıyorlar. Jim Carrey'nin anlattığı tam olarak bu: Zirvedesin ama boşsun. Her şeyin var ama hiçbir şeyin yok.

Kur'an buna "serap" benzetmesini kullanır: "Onların amelleri ıssız çöldeki serap gibidir. Susayan onu su zanneder. Oraya vardığında hiçbir şey bulamaz." Koşarsın, koşarsın, varırsın — hiçbir şey yok. İşte depresyonun kapısı tam burada açılır. O kadar emek, o kadar beklenti — ve karşılığı bir hiç.

Mutluluk ne bir arabada gizli, ne bir evde, ne bir Oscar heykelciğinde. Mutluluk doğru yere bakan bir gözde gizli. Dünyaya sonsuz beklentiyle bakan göz hep aç kalır. Ama sonsuzluğa bakan göz dünyada da tok yaşar. Beklentilerini azaltma— sonlu olmayan bir sonsuza yönlendir. Çabala, çalış, üret — ama bil ki asıl huzur elinizdekinin çokluğunda değil, kalbindeki bağlılığın derinliğinde.

"Haberiniz olsun ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur."


Kaynaklar ve İleri Okuma:

Aydemir H. Gençliğin Mutluluk Arayışı ve Gelecek Kaygısı

Aydemir H. Gençlerle Söyleşi: Depresyon - Varlığımız Farkındalığımız


Uyarı Bu web sitesinin içeriği bilgilendirme amaçlıdır ve kişisel tıbbi tavsiye verme amacı taşımaz. Sağlığınızla ilgili tüm sorularınız için sağlık uzmanına başvurmalısınız.

hayatboyubeslenme Hayat Boyu Beslenme

En çok okunanlar

Stresle başetme: Huzuru bulmanın yolu

「 Çözüm roket tasarlayıp fırlatmakta yada bilimde teknolojide değil. Özgüvende cesarette bile değil. Çözüm akılda, kalpte, gönülde. İnanç her neredeyse çözüm orada. Hapsolmuş, kaybolmuş, yalnız çaresiz kalmış, yolunu şaşırmış insanlığın çözümü.. 」

Hayat Boyu Beslenme: Bilinmeyen

「 Tek gerçek bilgelik, hiçbir şey bilmediğini bilmektir. 」

Bilinçli yemek: Aralıklı açlık nedir nasıl uygulanır

Son dönemin en çok araştırma yapılan konulardan biri de açlık . Çoğunluğu hayvanlar üzerinde denenmiş olmakla birlikte çalışmaların verdiği sonuçlar açlık hakkında daha olumlu düşünmeye teşvik ediyor. Daha çok insan temelli araştırmaya ihtiyaç olduğu kesin. Fakat eldeki verilerin önemli bir kısmı en basit ifadeyle, aralıklı açlık ile iyileşen insülin duyarlılığı, azalan büyüme horomonu ve insülin benzeri büyüme faktörü 1 ( IGF-1 ) olduğunu gösteriyor. Bu da daha düzenli kan şekeri, daha az yağ tutulumu ve daha az yaşlanma demek aslında. ( farklı sonuçlar: insülin direnci , artan büyüme hormonu ) Aralıklı açlık nedir? Tıpta aralıklı oruç ( intermittent fasting ), dönüşümlü açlık ve zaman kısıtlı açlık gibi türleri olan bilinçli aç kalma hali. Aslında eskiden beri kültürlerin ve çoğu inancın da bir parçası. Türk kültüründe 'azı karar çoğu zarar' deyişi, Japon adalarında 'hara hachi bunme' (腹八分目) yani 'midenin (onda) sekizlik kısmı' olarak tercüm...

Depreme hazırlıklı olmak: Erken uyarı sistemi

D ünyadaki en yoğun üç deprem kuşağından biri, Alp-Himalaya Deprem Kuşağında yer alan bir deprem ülkesi Türkiye 6 Şubat'a depremle uyanır. Depremden saatler sonra yakın uzak birçok ildeki telefonlarda erken uyarı sisteminin yeni bir deprem ikazı vermesiyle saniyeler içinde sarsıntı başlar. Maraş'ı ikinci yıkıcı deprem vurmuştur.

Göbek yağının tehlikesi ve yağ yakmanın matematiği

B el çevresinde göze çarpan bir yağlanma oluşmaya başlamışsa dikkat! Çünkü bu genişleme insulin direncinden, polikistik over sendromuna (PCOS), depresyona, demansa, uyku apnesine, kalp damar hastalıklarına, karaciğer yağlanmasına, kolon, meme, prostat kanserlerine kadar birçok hayati sorun için ihtardır.

COVID-19: Hastalıkla ilişkili bulunan kriter

Dünya Sağlık Örgütü ( WHO ) tarafından 11 Mart 2020'de küresel salgın ilan edilen yeni koronavirüs hastalığı ( COVID - 19 ) için aşı çalışmaları ve aşıya karşı çelişkili görüşler devam ederken, insanımıza düşen ilk ve öncelikli tedbir kontrollü sosyal hayattır. Pandeminin getirdiği kısıtlamalar alışkanlıkları ve hayat kalitesi n i farklı şekilde etkilemiş olabilir. Fakat pandemi krizi nde süreci kısaltacak başetme yollarıda yok değil. Koronavirüs, diğer viral enfeksiyonlarda olduğu gibi kronik hastalıkların bulunduğu ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda daha riskli olabiliyor. Bu riskinin azaltılmasında ve bağışıklığı artırmada düzenli orta düzey fiziksel hareket , uygun beslen m e ve kaliteli uyku yu içeren hayat biçimi nin önemli bir rolü olabilir. Koronavirüs salgını içinde yaklaşan ikinci Ramazan ayında orucun , yeterli sıvı alımı, etkili beslenme ve uygun egzersiz ile desteklenmesi bağışıklık sistemini iyileştirebilir . Şuana kadar kanıtlanmış te...

Çay: Demleme şekli ve antioksidan etkisi

Türkiye ve dünya genelinde sudan sonra çay , en çok tüketilen içeceklerden biridir. Camellia Sinensis adlı çay bitkisinin yaprakları; soldurma, fermantasyon, kıvırma, kurutma gibi işlemlemlerden geçirilir. İşlem farklılığını göre beyaz, yeşil, matcha , oolong, siyah ve pu-erh çayları elde edilir. Çayda kafein (tein) ve antihipertansif, karaciğer koruyucu, rahatlatıcı, sakinleştirici etkisi olduğu düşünülen, çaya umami tad veren L-teanin ile birlikte 4000 civarında madde bulunur. Fiziksel ve psikolojik sağlık üzerinde olası etkilerinden dolayı EGCG (epi gallo kateşin gallat) çayın en çok araştırılan bileşenlerinden biridir. Antioksidan kapasitesi yüksek bir bileşik olan EGCG, C vitamininden 20 kat, E vitamininden 30 kat daha aktif tir. Bir flavonoid grubu polifenol olan kateşin ve türevleri (EGCG, ECG, EGC, EC); beyaz, sarı ve yeşil çayın temel bileşenleridir. Çayın kendine özgü acı - buruk tadını verir. Oolong ve siyah çay gibi yarı ve tam fermente çay üretimi için gene...

Bağırsak Beyin: Mikrobiyota nedir ne yapar

Antik Yunanca'da « küçük asa » anlamına gelen bakterilerin çoğunlukta olduğu, ve mantar, arke, virüsleri de içeren mikroorganizma topluluğuna mikrobiyota , mikro biyom yada mikrobiyal ekosistem adı verilir. İnsan mikrobiyotası ilk, anne karnında - doğum sırasında oluşmaya başlayıp yetişkin insanda, insan hücre sayısının 1.3 - 2.2 katına ve 1.5- 2 kilogram ağırlığı ile insan beyni ağırlığına ulaşır. Deri, ağız, burun, solunum sistemi, sindirim sistemi ve ürogenital sistem dahil vücudun iç ve dış bölgelerinde yaygın olarak bulunurken, bağırsak mikrobiyatası insan vücudundaki en kalabalık yerleşim yeridir, bağırsak florası olarak da adlandırılır. Henüz anlaşılamayan yollarla enterik sinir sistemi (ESS) ve merkezi sinir sisteminde (MSS) etkili olan bağırsak mikrobiyatası ; vitamin (B1, B5, B7, B9, B12, K2), nöro transmiter (serotonin, dopamin, GABA), metabolizma ve iştahı düzenleyen kısa zincirli yağ asitleri ( bütirik asit , propionik asit, asetik asit), konjuge lino...

Acı su gerçekleri: Ne kadar su harcıyoruz?

Hepimizin 💧 suya ihtiyacı var ama yeryüzünde suyun sadece % 2️.5 'i tatlı 💧 su yani içilebilir 🚰 su.

Aralıklı açlık: Sağlık etkileri

Uluslararası Hastalık Sınıflama ( ICD-11 ) kılavuzunda 5A00–5D46 kodlu Endokrin, Nutrisyonel ve Metabolik Hastalıklar sınıfında yer alan metabolik sendrom; artmış bel çevresi, yüksek kan basıncı, yüksek trigliserit, düşük HDL, bozulmuş açlık kan şekeri gibi faktörlerden en az üçünü içeren bir modern zaman sağlık sorunudur.  Genetik eğilim bir neden olmakla birlikte, temelinde masabaşı işlerle yaygınlaşan hareketsiz hayat, hazır besin zincirlerine bağımlı ve/ veya gereğinden fazla ve sağlıksız beslenmenin neden olduğu insülin direnci yatar. Bu sorunun önlenmesinde temel yöntem ise stres , si ga ra , al k ol üçlüsünden uzak, fiziksel olarak hareketli ve beslenme düzeninin de planlandığı hayat tarzı değişikliğidir. Toplumda yaygın bazı kanser türlerini de tetikleyebilen metabolik sendromun tedavisinde aralıklı açlık , yararlı bir etki oluşturabilir. Başlangıç ve bitiş zamanına göre aralıklı açlık iki sınıfa ayrılır: Şafakta başlayıp günbatımında biten, çoğunlukla insanların...